Yoksul Halkın Zenginlikleri -KÜRDİSTAN DA ENERJİ KAYNAKLARI…. ÇIKTI.. kitapçılarda

İstanbul ‘da bulunan Kibele yayınları ‘Kürdistan’da Enerji Kaynakları’ isimli kitabı yayımlandı, Kibele yayımlarının yaklaşık yayımlanmış 900 kitabı bulunuyor.. Ktap Türkiye de satışa sunuldu. Basım, dağıtım ve yayımlama hakkına sahip Kibele yayınevi bütün yayım ve dağıtımevlerine kitabı verdiği bildirilidi.

Kitabın tanıtım yazısında şöyle deniliyor:

”Kürtler, binlerce yıldır bu coğrafyanın yerli halkı. Enerji kaynakları, topraklarını parçalayan her dört devletin de beslendiği devasa yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle çevrili.. Kendisinden başka herkesin kazanç sağladığı yeraltı ve yer üstü kaynakları.. Petrol, madenler, gaz, ırmaklar, güneş, dağları, ormanları.. Bir bütün olarak doğada var olan en önemli zenginlikler. Yaklaşık 500 yıl önce iki devletçe, 400 yıl sonra ise dört devletçe bundan da bir yüzyıl sonra 30 ülkenin 45 şirketi tarafında zenginliği talan edilen bir halkın zengin coğrafyasına dair bir yolculuğumuzdur bu kitap. Kütüphane ve alan çalışması, araştırma ve belgelerin incelenmesi, konferans ve toplantıların izlenmesi, Kürdistan coğrafyasının enerji kaynakları mercek altına alındıktan sonra araştırmanın Kürt tarihinde bir ilkinin yakalamış olduk. Kürdistan’ı talan edenleri ve oradan devasa kazanç sağlayan tekelleri mercek altına aldık. Politikaları, antlaşmaları, görüşmeleri izledik, inceledik ve araştırma havuzunda topladık.Kürt tarihinde bir ilkin size ulaştığını fark edeceksiniz”

* * *

Kadim Laçin

Yoksul Halkın Zenginlikleri Kürdistanda Enerji Kaynakları
ISBN : 9789944339865
Kibele Yayınları İletişim Bilgileri :
Rıhtım Caddesi Tayyareci Sami Sokak Demirli İş Merkezi No:18 Kat:4
Kadıköy – İstanbul, Türkiye
Tel:0216 450 65 00
EPosta: kibele@kibelegrup.com
www.kibo.com.tr
————————————————————————————-
KİTAP:

Stok Kodu : 9789944339865
Boyut : 135-195cm
Sayfa Sayısı : 235
Kapak Türü : Karton
Kağıt Türü : 2.Hamur
Dili : Türkçe
yoksul-halkin-zenginlikleri-kurdistanda-enerji-kaynaklari-Front-1

Posted in Ana Menu-Main Page, Ekonomi, Kitap, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan, Uluslararası Politika / İlişkiler | Tagged , , , , , , , , | Comments Off on Yoksul Halkın Zenginlikleri -KÜRDİSTAN DA ENERJİ KAYNAKLARI…. ÇIKTI.. kitapçılarda

Şairin Şiiri,Britanya Şairler Antolojisi,

Şairin Şiiri,Britanya Şairler Antolojisi,

Şairin Şiiri….çıktı…  Kitapçılarda…Britanya Şairler Antolojisi çıktı…
***************************************
1954 – 2014 tarihleri arasında Britanya da yaşamış veya hâlâ yaşayan, Türkçe şiir yazan yürek ustalarının edebiyat işçiliği bu antoloji de buluştu.

Şairin, sürgünde ki aşk, acı, umut, özlem, sevda, kavga, barış, kardeşlik, dostluk imgeleriyle,  eşitlik, adalet, hürriyet isteyen şiiriyle ada şenlendi… Anadolu’dan, Mezopotamya’dan veya Akdeniz havzasının kuzey doğusundan gelmişlerdi, Manş Denizi’ni aşıp Atlantik’in doğu kıyısındaki adaya. Yıllarca yaşadılar ama ana dillerini ya da eğitim dillerini unutmamışlardı. O dilden rüya görür ve o dilden severlerdi. Aşkları da öyleydi o dilden dizelere dökülürken. Belki de bir başka dilden fakat Şairin Şiiri bir ada yolculuğuydu! Gurbetteki şiir, sürgünde ki aşkın, yaban ellerdeki sevdanın tanıklığıydı. Britanya adasında yüreklerin çığlığı okyanus dalgalarına karşı kürek salladı, demirleyecek liman aradı, dahası da başka yüreklere daldı. Otuz dört şairin dizeleriyle Atlantik okyanusu ve Manş denizinin ortasında bir şiir adası oldu Britanya Şairler Antolojisi. Şairin Şiiri’yle şenlendi! Zevkle sahipleneceğiniz bir Antoloji edebiyat ve şiir arşivinize katılıyor.
——————————————————
BRİTANYA ŞAİRLER ANTOLOJİSİ – ŞAİRİN ŞİİRİ…
Yayınevi:  Sokak Kitapları Yayınları-İstanbul
Yayına Hazırlayan : Kadim Laçin
Yayın Edebiyat Kurulu : Engin Sagun, Zeynel Can, Kadim Laçin.
Kapak Tasarım : Damla Nur Şimşek
Editör : İbrahim Ekinci
Matbaa: Berdan Matbaa, Zeytinburnu-İstanbul
Matbaa basım sertifikası: 12491
Yayımlayan: Sokak Kitapları, Kadıköy-İstanbul
Yayıncılık sertifikası : 18268
1. Basım, Temmuz 2014
ISBN : 978-605-148-387-0
EAN Code: 9786051483870
Fiyatı :  15  TL

Posted on by admin | Leave a comment

‘’Minareler Süngü, Kubbeler Miğfer, Camiler Kışlamız, Müminler Asker ‘’ …BAŞARISIZ ASKERİ DARBE İLE BU ŞİİR GERÇEK OLDU

‘’Minareler Süngü, Kubbeler Miğfer, Camiler Kışlamız, Müminler Asker ‘’

BAŞARISIZ ASKERİ DARBE İLE BU ŞİİR GERÇEK OLDU

Bir huzursuzluk var, endişe, gerginlik ve yarına olan umut ta bir zedelenme, bir ağrı ve kanayan bir yara söz konusu gezegenin her yanında, fakat bu sancı bizim coğrafya da tükenmek bilmiyor! Hatta giderek kanayan yaraların büyüdüğünü, sancının şiddetlendiğini görebiliyoruz. Temel demokratik, insani ve doğal sorunlarını çözemeyen despot bir yönetimin hüküm sürdüğü bir ortamda sorunlarla boğuşan tbirey ve toplulukların rahatsızlığı patlama noktasına geliyordu. Bunu Haziran ayında Türkye de iken aşikarca fark etmiştim. İzlenimlerime dayanarak şu tespiti yapmıştım ‘ Ülke hiç bir zaman bu kadar huursuz değildi’.

Toplum da kendisini ifade edemeyen, ülkede varlığı kabul edilmeyen, coğrafyasında kendisini mülteci gören, her yaşta kişi, grup, inanç ve kültürler, kimliklerin baskı altında tutulduğu ve hatta inkar ve imha edildiği bir sistemin hakimiyeti hüküm sürüyor.Ekonomik, Kültürel, Sosyal ve ekonomik olarak ezilenlerin hoşnutsuzluğu belirgin bir devletin sınırları içerisinde insanoğlu memnun değil. Sadece siyasal olarak memnuniyetsizliğin ötesinde insanın düşünme ve yaşam tarzına müdahalenin başladığı günler yaşanmaktadır. Ayırımcılıkla Ötekileştirilen kişi ve toplulukların adalet ve özgürlük istemine ekonomik darboğaz da eklenmişti.

Son bir yılda Kürtlerin, Alevilerin, Sol ve muhaliflerin geleneksel olarak düzenlediği birçok sosyal ve kültürel etkinlik ‘GÜVENLİK’ gerekçesiyle hükümet tarafından iptal edildi. Munzur festivali, Cogi baba şenliği gibi, basın açıklaması, yürüyüş ve gösteriler engellenmiştir. IŞİD’in saldırısı bahane gösterilerek bu yasaklamalar getirildi. Fakat iptaller veya yasaklamalar dinsel etkinlikler için hiç uygulanmadı. Ülkede yedi katliam gerçekleşti, Fransa, ABD, Irak, Suriye vb.. ülkelerde katliamlar yapıldı ancak bir tepki verilmedi. En son Atatürk havalimanın da katliam yapıldı, Fransa nın Nice kentinde katliam gerçekleştirildi.Eğer İslam ‘barış ve hoşgörü’ dini ise bir Cuma günü bütün Camileri kapatın, namazı iptal edip sokaklara çıkın Fransa’nın NİCE kentinde ve Türkiye nin İstanbul kentinde İslam adına yapılan İnsan katliamını protesto edin! Son bir yılda yaklaşık 25 Kürt kentini Kürdistan da yerle bir edip yüzlercesini katleden, binlercesini hapse atan, üç milyonunu sürgün eden iktidarı lanetleyin.

Yeryüzün de ihtiyacımız olan En büyük dua bu olsa gerek!

Soykırım ve katliamlara karşı sessiz kalan camiler de ki cemaat, diyanet ve bizim vergilerimizle maaş alan 130 bin imamın vebalini, günahlarını kim afedebilir?

Kürt illerinde, Suriye, Irak ve bölgemizde insanlık dramı yaşanırken sessizlik hangi dinde var? Bu cemaati harekete geçirmeyenler , din tüccarları, islam dinine inanan topluluklara ‘cahil’ muamelesi yaparak aldatanlar.. …Ama AKP’ye, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan askeri darbe için camiler harekete geçirilir, diyanet işleri hizmete koşturulur bu bir ikiyüzlülüktür, insani bir tavır değildir! Siz 12 martta,12 eylül de neredeydiniz? Bu tavrınızı onaylayacak Tanrı henüz Evren de keşfidelemedi!

Darbe yapma konusunda dünyanın en tecrübeli ordusu veya ordusuna mensup bir grup TSK’li (Türk Sialhlı Kuvvetleri) 15 Temmuz 2016 da başarısız bir darbe girişimini naklen yayında yaptı. İnternet ve medya’nın gözü önünde bir tiyatro oyunun sahensini seyreder gibi başarısız darbe gerçekleştirildi. Darbe girişimide ve sonrasında yüzlerce kişi öldürüldü, binlerce asker gözaltına alınmakla kalmadı, yaklaşık 3000 hakim ve savcı görevden alındı veya tutuklandı. Darbeye karşı Camiilerde hutbe okundu, sela verilmekle kalınmadı imamlar müslüman cemaatı sokaklara, meydanlara toplanıp Recep Tayyip Erdoğan’ı sahiplenmeye çağırdı. Okuduğu şiirinde Minareler kışlamız dememişmiydi bay Erdoğan?

‘’Kim demiş bu şarkı yarım kalacak
Kim demiş bu şiir burda bitecek

Takma sen kafanı yürü aslanmım
Bu türkü ülkenin sesi olacak
Takma sen kafanı yürü aslanmım
Bu türkü ülkemin sesi olacak

Döneceğiz bir gün bu şehr-i tayyibe
Döneceğiz elbet memleketimize

Minareler Süngü
Kubbeler Miğfer
Camiler Kışlamız
Müminler Asker ‘’
(Recep Tayyip Erdoğan)

RTE’nin şiiri gerçeğe dönüştü 15 Temmuz dan sonra. İşte dönüp geldiler şehirlere, minareler süngü, Camiler kışla ve müminler de asker oldu.

Camilerin minareleri islam dinine inanları camii de ibadet yapmaya çağırmakla görevliyken başka görevleri elde etmiş oldu, daha doğrusu din ve devletin içice olduğunu resmileştirdi, laikliğin sahte bir söylem olduğunu kanıtladı. ..ve darbe bastırıldı AKP hükümeti ve yasadışı lideri cumhurbaşkanı RTE ile kuvvet komutanları kurtarıldı.Askeri Kışla şeriati cemaat Camii kitlesi karşıında yenilgiye uğradı.

Darbeye de karşıyım Camiilerde imamların Cihat çağrısına da.. Yobaz ve gerici gürruhun sokaklarda linç eylemlerine, kafa kesmesine, insan yakmasına da karşıyız..

Darbecilere karşıyız ancak Camilerden ülkenin yönetilmesine de karşıyız! Din tüccarlarının dini siyasal ve ekonomik çıkarları için kullanıp halkı aldatarak ibadethane ve sokakları işgal etmesine asla izin verilmemelidir. Şeriatla yönetilen bir ülkeye dönüşmesi arzu edilemez!

Tatil yaptığı Marmaris’te ki devlet uçağınd bekleyen cumhurbaşkanı darbenin başarısızlığını öğrenince uçağını İstanbul’a yönlendirdi, Ankara ya değil! Eğer darbeciler başarılı olsaydı o uçak Yunanistan, Almanya, Suudi arabistan veya Katar’a uçabileceği varsayılıyordu yada öyle iddialar yapılmaktaydı. Darbenin planlayıcısı bir gurup askeri helikopterle Yunanistan’a kaçtıkları için vatan haini ilan edildiler, peki başarılı bir darbenin hedefteki ismi kaçsaydı ne olacaktı? Vatansever mi?

Bir oyunun orta yerinde coğrafyamız bir derebeyi tarafından despotik yöntemlerle kaosa sürüklenip iç savaşın girdabına itilmesine seyirci kalmak doğru değildir.Irak ve Suriye’nin yaşadığı ortamın fitili çekmeye muktedir bir kişi veya yönetimin Şeriat özlemi geri çevrilmelidir. Özgür bir dünya Ütopya sı olanlar, yarına dair sınırsız, savaşsız bir dünya hayelleyenler, ne ezen ne ezilen, ne yönetem ne de yönetilenin olmadığı özgür bir dünya mücadelesi durdurulamaz!

Dünya da konjonktürel bir miskinlik söz konusu. Örgütlenme, düşünce, emek, sosyal, toplumsal ve mesleki gruplarda bir durağanlık, şaşkınlık bulunuyor. Egemenler ile Ezilenler arasında ki mücadele de bir zayıflama söz konusu, uluslararası kapitalizmin en dizginsiz sömürüsünü gerçekleştirdiği bir dönemde geçiyoruz. Krizler sistemi kapitalizmin kendi içerisinde rekabeti, Pazar çekişmesi ve kavgası var fakat bu kulislerde, teknolojide veyahut diplomasi devreye sokularak şimdilik çözülmeye çalışılıyor. Fakat mal, mülk ve dünya yı parselleme kavgası sürüp gidiyor. Dünya yı talan eden egemen sınıf, zümre, devlet veya gruplara karşı mücadele de bir durağanlık, sessizlik, bananecilik, sinmişlik veya miskinlik olduğu bilinmektedir. Bunun bir çok sebeperi sıralanabilir ancak son 20 yılda öne çıkan en önemli etken yeni teknolojik gelişim ve halk kitlelerinin bu teknolojik sisteme bağlanarak bağımlı birer ücretli köle yapılamasıdır. Çağımızda bilimsel ve evrensel düşünüp yerel organize olamayan hiç bir birey veya toplumsal kuruluşun kendisini yenileme, değiştirip dönüştürme, geleceğin projelerini sunmada, plan-programlarını kapitalizmin ilerisine taşımada bir umut olamaz.Kapitlizmin gerisinde ilkel köylü veya feodal solculuk, sosyalist söylemlerle yeryüzünde 21. Yüyılda öncü olabilmenin olanağı olmaz. Son 100 yılda 2-3 düzine ülkede denen başarısızlıkların tekrar denenemesi yerine yeniden yenilenmiş bir ütopyamızın gerçekleşebileceğine dünya halklarını inandırmalıyız, hemde pratik bir yaşam olarak!

Ülke ziyaretlerimde insanlarla görüşmelerde, izlenim ve gözlemlerimde, yazılı, görsel veya sosyal medya takiplerinde edindiğim bir gerçeği paylaşmak isterim. Yaklaşık son 7-8 yıldır AKP hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan yönetimini beğenmeyenler, karşı olanlar,muhalif olanlar da bir umutsuzluk çöküntüsü yaşanıyor. İlkin Türk ordusunun bir darbe yapıp yönetimde uzaklaştırmasını umut edenler, birgün makam aracından çıkmayan RTE’nin çekiçle camı kırıldıktan sonra hastanenin acil servisine yetiştirilen ‘sara hastası’ olduğu tespitinden umutlananlar, daha sonra Gezi direnişine umut bağlayıp ancak destek vermeyenler türedi, Gezi direniş de yıkamadı RTE’yi bu kez ise bir hafta bir hastane bağırsak ameliyatıyla ‘Kanser’ söylentisine umut bağlayanlar oldu, neyse bir süre sonra 17-21 Aralık 2013 te AKP hükümetine yolsuzluk darbesi yapıldı,suç üstü yakalanan bakanlar ve hükümete dokunan İstanbul başsavcısı Zekeriye Öz’e bağlanan ümitler, daha sonra Suriye krizi ile derinleşen Türkiye-Rusya ilişkilerinde Vilademir Putin’e bağlanan hayaller, o da olmayınca ABD de tutuklanan İranlı Reza Zarraf’ın yolsuzluk dosyasının Türk hükümetiyle bağlantılarında RTE’yen kadar uzanan yolsuzluk-rüşvet dosyasının soruşturmasını yürüten Amerikan savcısı Preet Bharara… 15 Temmuz da ki başarısız darbe de umutlananların sayısı da camilerden çıkıp ‘Alahu Ekber’ sloganı atanlar kadardı diyebiliriz.Her seferinde bir başka yerde ama kendi dışında birilerinde bir umut beklendi hemde bütün umutsuzlukların içerisinde, yani kendisinden başka herkeste umut bekleyen bir inanç yada hayal türedi ülke de. Tayyip Erdoğan iktidarını yıkacak bir yöntem, dava, dosya, hastalık veya felaketten çare arandı. Bunların solcu, eski sosyalist yada hala sosyalist olduğunu söyleyenler olması ise çok düşündürücüdür.

Maalesef sol, demokrat, devrimci, sosyalist veya diktatörlüklere ve kapitalizme muhalifim diyenler de sosyal medya da yalnızlaşarak desarj olmaya çalışıyor……Beyin Jimnastiği merkezi olarak da internet dinin en son peygamberi Hz Google tayin edildi..Mücadele alanları, sokaklar ve meydanlar İnstgram, Twitter ve Facebook’a teslim edildi…Gerçek dünya yerine sanal dünya da yalnızlaştırma dönemi başladı ve bu ençok gelişmekte olan ülkelerde yaygın. Dernek, Birlik,Sendika veya örgütlenmeler de inanç grupları veya ulusalcı kafalara terk edildi… Emek, Eşitlik, Demokrasi ve Özgürlük sevdası da grupsal gettolarda ki bilim dışı dinazorlara teslim edilerek hapsedildi.. İnsanı ibadethanelerde gece yarısı toplayıp sokaklara salanlar Elveda Atatürk diyerek Hoşgeldin Tayyip’e hazırlanıyor..Bir bölge son bir yılda yerle bir edildi bir ülke enaz elli yıl geriye gönderildi durumdan herkes memnun gibi veya sessiz… Ses çıkaran bazı askerler başarısız darbe yaptıkları için vatan haini ilan edilip sokaklarda başalrı kesildi..Darbe gerçekleşseydi ‘en büyük asker bizim asker, her Türk asker doğar, bir Türk dünyaya bedeldir’ sloganları yükselecekti…1960, 1971 ve 1980 darbelerinde %90 bir bağlılık vardı, bu bağlılık bir kaç yıl sürsede..Bu kez bağlılık Caminin imamına, diyanetin başkanına ve sarayın sultanına bağlandı! Para kazanma dinsel tüccarlığın farzı sayıldı. Çünkü bu dünya fanidir, geçicicdir asıl öbür dünya için çalışılmalı, cennette gitmek için yaşamalıyız düşüncesi felsefi bir yaşam tarzına dönüştürüldü. Ülke birileri için cennet yapılırken bir başkaları için cehenneme çeviriliyorsa orada adalet aramayın.. Eşitlik veya özgürlük ten söz etmeyin. Ülke kaosa sürüklenmeye devam ediyor bu kez daha organizeli, örgütlü ve sistemin bütün aygıtları ele geçirilip harekete geçirilmiş olarak karanlığa gömülüyor. FETÖ isimli bir örgüt icat edilerek diğer halklar sessizleştiriliyor, IŞİD isimli bir katiller çetesi beslenip muhaliflere saldırıltırılarak mücadeleci insanlar sindiriliyor, devlet isimli bir aygıtın yasaları uygulattırılarak yurttaşlar susturuluyor.

Ba;arisiz darbe girişimi ve eski iktidar ortağı Fethullah Gülen hareketi bahane edilerek kamuda çalışan ve anti AKP li olan 49 bin 321 kişi görevden alındı.. Bu sadece darbeden sonra ki 3 gün içeriisnde gerçekleştirldi. Yerine IŞİD’çiler mi alınacak?..bunu zaman gösterecek ancak en büyük darbeci Tayyip Erdoğan olduğu unutulmamalı.. Hukuk tanımazlığı ile ünlü bir başbakan ve cumhurbaşkanı darbe girişiminden kısa bir süre önce seçilmiş başbakanı Ahmet Davutoğlu ve hükümetini görevden almıştı.

Ülke adım adım 2023’te ilan edilmesi planlanan ‘Türk İslam Devleti’’ ne doğru hazırlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yıldönümüne getirilecek olan bu ilanla ülkemiz Suudi Arabistan veya benzeri bir yönetim şekli olması için hazırlıklar hızlandırılmış durumda. İnsanın özel inancına müdahale edilerek Ülke bir toplumsal bir islam dini ülkesine dönüştürüldü. Dinle yönetilen bir ülke 1400 yıl önce Arap çöllerinde ki hutbelerle, kural ve kaide,dua veya ibadetler yönetilmeye, yönlendirilmeye başlanıyor..Dinsel yaşam tarzı ve düşünme yöntemi geliştirildi. Bütün hastane ve okullara mescit konuldu. İmamlar, Müftüler ve muhtarlar artık resmi nikah kılabilecek. Belki evlilik yaşı nı 12’ye indirirler. Milli Eğitim bakanlığına son 10 yılda 18 bin imam kadrolu eleman olarak işe alınmış. 86 bin cami yandaş, yaklaşık 2 milyon mescit yandaş, Cuma günleri namaz tatili ve daha yüzlerce şeriatçı uygulamayla zaten kırıntısı var olan laiklik yok edilmiş. Medya’nın %90’nu yandaş, Ticaret ve tüccarlık’ın %95’i yandaş işveren, yasama, yürütme ve yargı erkinin tamamı yandaş, sosyal,kültürel,eğitimsel,ekonomik ve sosyolojik olarak RTE’ye ve AKP’ye yandaş bir ülke inşaa edilmiş zaten. Kendi içerisinde birlikte iktidara geldikleri Fethulla Gülen vb..kesimleri temizleme hareketı başlamış durumda.

Umarım bu karanlık pençeyi de parçalarsın ey halk. Mücadele edilmeden hiç bir hak, adalet,özgürlük elde edilmedi insanlık tarihi boyunca, bundan sonra da böyledir. Hiç bir zalim, hiç bir sömürü ve zulüm tahtı alanalrda-sokakta kavgasız yıkılmadı sınıflar tarihi süresince. İnsanlık ve toplumlar tarihi mücadeleler tarihidir, dinsel, siyasal, sosyal entrikaların tar-u mar edildiği bir tarihidir. Her ne kadar gerilettiler se de yeryüzü ileriye doğru hızla ilerliyor, hiç bir şey his etmediğimiz anda bile doğa da ileriye doğru değişim ve dönüşüm her an yaşanıyor. Ezilenlerin zaman kaybetmeden birleşmesi, buluşması, ortaklaşması ve bütün kötü gidişata, soygun ve talana, işgal ve zulme karşı tek yürek olmasının zamanı epeyce geçti, geçiyor. Direnmeden eşitlik, hak,adalet ve özgürlük kazanılamaz! Gelecek ellerimizdedir!
Kolay gelsin, geçmiş olsun Türkiye!
***
Kadim Laçin
18 temmuz 2016
www.kadimlacin.com
askerlerı ne yaptılar

Posted in Ana Menu-Main Page, Ekonomi, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan | Tagged , , , , | Comments Off on ‘’Minareler Süngü, Kubbeler Miğfer, Camiler Kışlamız, Müminler Asker ‘’ …BAŞARISIZ ASKERİ DARBE İLE BU ŞİİR GERÇEK OLDU

KÜRTLERE STATÜ VERMEK ZORUNDASIN !

KÜRTLERE STATÜ VERMEK ZORUNDASIN!

Yeni bir bin yılın yeni bir yılına 16. senesine girerken hala coğrafyamızda ulusal ve dinsel sorunların insan öldürme gerekçesi yapıldığı ilkel bir dünya da kopamadığımızı da belirtmek gerek. Gezegen de ve yaşadığımız doğada bütün canlıların eşit birer varlık olduklarına hala inanmıyor ve kendi bencilliklerimiz için bir başkasını yok etme zalimliğini içimizde barındırıyorsak bu ilkel olduğumuzun göstergesidir de. Doğanın en Vahşi ve vampir yaratığı olarak insan yeryüzüne damgasını vurdu, ilkel komünal çağlardan sonra… Bir başka coğrafi şekilleniş, farklı ırk, farklı dil ve kültür, cins, renk, inanç, düşünüş ve canlı varlıkları kendimize düşman görüp toplu katliamlar, inkar ve imha planları uygulanıyorsa hala ilkel topluluklarız demektir! Bir başkalarını ötekileştirip, Üzerlerinde egemenlik kurmaya çalışıyorsak doğadışı varlık olmayı hedeflemiş ve evrenin sahibi olmaya çalışıyoruzdur.Toleranslı sınıf ve zümreler yaratarak gezegeni ve evreni denetim altına almaya çalışıyoruz demektir. İnsan kendisini evrenin efendisi ilan edemez, doğanın en güçlüsü görerek ezen insan barbarizmini bir sistem olarak inşaa etmemelidir.

En sonun da söylememiz gereken cümleyi önceden söylersek meseleyi daha iyi anlaşılır kılarız. Türk devleti nüfusu 25 milyon olan bir başka ulus üzerinde ki 100 yıllık hakimiyetini sona erdirip, Kürtlere bir Statü vermek zorunda! Yeryüzünün statüsüz en kalabalık ve en geniş halkı olarak Mezopotamya da binlerce yıldır yaşayan mağdur edilmiş bir ulus var. Bu ulusun varlığı ve geleceği güvence altına alınmazsa o bölgede adaletsizlik giderek büyür ve yerine istikrarsızlık boyutlanır.
Kürtlerin bölgede ki nüfusu 45 milyondur, bu da İran ve Türkiye’den sonra ki en kalabalık ulus demektir. 5 devletin sınırlarına hapse edildi.
100 yıl önceki parçalanma şimdi bütünleştirmeyle taçlandırılmalı.

Kürtlere Özerklik veya Federasyon Türk devletini korumanın en yakın ve yumuşak projesidir! Ortadoğu’da Kürtler Bağımsız olmadıkça rahat yok..

Kürtlere ulusal bir toplum Statüsü kabul etmeyen devletler parçalanma, iç savaşa veya Irak ve Suriye gibi felaketlere gebedir,bunu bilmeyen politikacı var mı? Yeryüzünde ulus devletleri var oldukça eninde sonunda Kürtlerin de bir statüsü olmak zorundadır yoksa istikrarsızlık devam eder, kaos ve savaş bölgeyi esir alır. Kapitalizm aynı zamanda istikrarsızlıklar sistemdidir,bundan beslenir, istikrarsızlıkta fırsat arar ancak sermaye dolaşımı,para kazanma hırsı olan egemenler aynı zamanda istikrar da arar, rahat para kazanma yollarını da kollar. Parası olan rahat ve güvenceli yere yatırım yapar.Aslında çağımızda ki toplumsal yapı ve işleyen egemen sistemler de Kürtlere statü ister. Kapitalizm uluslar üzerinde büyüdü, gelişti ve güçlendi her ne kadar bugün küreselleşse de..

Daha nereye kadar ve ne zamana kadar bir başka canlıya, bir başka insan veya ulusa karşı kin venefretini kusacaksın? Daha ne kadar ve ne zamana kadar Kürt halkını inkar edip imha etmek için her türlü yol ve yöntemi deneyeceksin? Daha ne zamana kadar ezeceksin, dövecekesin, işkence edip zindana atacaksın, yakıp,yıkıp katledeceksin, aşağılayığ köle muamelesi yapacaksın?

Yeter, bu dünya ya, evrene, doğaya ve insan bilimine karşı fazla direnme, anlamsız çağdışı teklik ve 500 yıllık Türk İslam Sentezi projende vazgeç, daha ne kadar kan akıtacaksın?
…önce insan,önce doğa, önce evrendir!

Ne Türkiye, ne İran, ne Irak ve ne de Suriye devletleri parçaladıkları, işgal ettikleri, sömürgeleştirdikleri, asimilasyona tabii tutukları 45 milyonluk Kürt coğrafyasını daha fazla inkar ve imha edemezler! Kürdistan tarihsel bir gerçektir, Kürt ulusal varlığı yeryüzünün gerçeğidir, bu gerçekle yüzleşmek zorundasınız. O nedenle 1810″lar dan bu yana inkar, asimilasyon, sürgün, talan ve imha ile yüzyüze kalan Kürtler de artık ulusal uyanışı gerçekleşti. Din kardeşliği bitti !

Bölgeye sürdüğünüz IŞİD veya El kaide gibi şeriatçı grupları din kardeşliğinin bitşini hızlandırdı zaten. Gelişen kapitalizm, sosyalleşen ve toplumsallaşan halklar dinsellikten de uzaklaşmak zorunda kalıyor. Din kardeşliği adına coğrafyasında bin yıldır sözüm ona köle olarak kullandığın,eziyet ettiğin yoksul halk artık başkaldırmıştır, ulusal demokratik haklarına sahip olmak istiyor. Tıpkı diğer uluslar gibi yeryüzünün eşit halkı olarak topraklarında kardeşçe yaşamak istiyor.
Sen hala zorla Türksün diymezsin!

Kürt ulusal varlığını kabul edip, geçmişte yaptığın eziyetler, katliam ve sürgünler için özür dileyip onlara insanca yaşamaları için el uzatman gerekir. Eğer kardeşlik diyorsan, birlikte yaşam diyorsan bu erdemliliği göstermen gerekmektedir. Kürtleri tanımak,statü vermek ve normal sosyal,kültürel ve toplumsal yaşamları için yardımcı olmak aynı zamanda insani bir görevdir.

Bu ve benzeri yazıları egemen ulusa mensup birilerinin yazması,çizmesi ve gün ışığına çıkarması daha anlam kazanır, çünkü Ezilen ulusun mensupları dinlenmiyor. Peşin hükümle, önyargıyla hemen en adaletsiz bir şekilde ellerinde ki medya gücüyle, güzenlik ve yargı mekanizmasıyla ‘mahkum’ ediliyor. Başka bir ulusu ezen bir ulusun gücü hemen devreye girer ve linç kampanyası sokak, sokak, mahalle mahalle, ev ev ve işyeri işyeri devam eder. Zalimin zulmü bu olsa gerek! Ezilen ulusun mensuplarının eleştirsi,istek,arzu veya analizleri dikkate alınmıyor tersine bölücülük, teröristlik veya benzeri saçmalıklarla damgalanıp, suçlanıyor..Yani ne yazsak, ne söylesek egemen ulus egemen sınıf piyasasında kayda değeri olmuyor.

2015 yılında maalesef kötülükler fazlaydı. Bugünkü hükümet yeniden Kürtleri dıştalıyor. Ankara meclisine girip orada demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini dillendirmeye çalışanlara karşı linç girişimi başlatıldı. Elinde kasap bıçağıyla en önde yürüyen ulusalcı sahte solcular, koltuğunun altında Kuranı kerim kitabıyla yeşil sarıklı ve fistanlı din tüccarlarının yok etme, yakma ve talan girişimine ‘cennete’ gitme olarak adalndırılıyor.

Kürtleri aşağılayan,dıştalayan,kötüleyen ve topluma kötü gösteren politikalar ve programlar yapılıyor. Bu da etki tepki meselesine dönüşebiliyor ve Kürtleri kötü şeyler yapmaya azmettiren yayınlarla gündelik hayat sürekli ısıtılıyor, değiştirilip hedef saptırılması yapılabiliyor. Kürdü İnsan olarak kucaklayan, buluşturan, birleştiren,eşitlik ve adaleti paylaşan,dünya nimetlerini paylaştıran,yaşama teşvik eden yok.. Ya da böyle bir projesi olanlar birer küçük grup olarak ‘etkisiz’ leştirildiler.

Son 4 ayda 20 ilçede 58 kez ilan edilen sokağa çıkma yasağıyla Kürt katliamı, Kürtleri imha etme programı uygulanıyor, bu adı konulmamış bir soykırımdır. Yaklaşık 3 milyon insan yerinden yurdundan edildi.

Hem Suriye’deki Kürtler hem de Türkiye’deki Kürtler için kötü bir yılı geride bıraktık.

100 yıldır soykırım ve katliamalrla,sürgün ve hapislerle,açlık ve yoksulluk dayatmalarıyla,inkar ve imha politikalrıyla yok edemedin, Kürtleri! Tersine Kürtler daha güçlenip çıkmadılar mı?..Öyleyse neyi tekrarlıyorsun? Bir de insan ol,insana istediği ulusal statsünü ver, korkma bölünmezsin! Bıkmadın mı? Aynı şeyleri tekrarlamaktan..

1071’de seni Malazgirt’ten içeri alan Kürtler bin yıl sana din kardeşliği yaptı, 1299’da Osmanlı’yı kurduğunda yanıbaşındaydı, 250 yıl uğraştın ta istanbul’u ele geçirmene kadar sana hep yardımcı oldu. 1923’te Lozan’da Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu onlarsız onaylatamadın..Savaşlarda önce Kürtleri öne sürdün, 600 yıl Osmanlıyı ve Türkleri koruma ve kollama görevi yaptı din kardeşliği adına şimdi sen ölümle mükafatlandırıyorsun!Yeter artık fazla uzatma bu zorraki oyunu ve 5 bin yıldır orada yaşayan bir millet var ve eşitlik istiyor,statü istiyor bu dan onun en doğal en insani hakkıdr! Bence Kürtler özgür olsunlar, kendileri karar versinler gelecekler i için, sen değil! Öyleyse ben referandum öneriyorum. Kürtlerin yaşadığı 22 ilde referandum yapılmalaıdır. Federasyon mu? Özerklik mi? Otonom mu? Bağımsızlık mı? Birlikte mi olma? ya da ne istiyorlarsa..karar onlarındır, bu karara saygı duyulmalıdır.
Kürt halkına özgürlük!

Kürtlerin geleceği, yeri yurdu, evi barkı, hayatı veya yaşamı hakkında AKP veya bir başka parti,hükümet veya devlet karar verme hakkına sahip olmasın.Kürtler terörist değildir, Kürt halkı terörü istemez, kardeşlik, eşitlik ve adalet ister bu bin yıllık ızdırabındandır, çektiği eziyettendir. Her ulus gibi o da insan olarak yeryüzünde yaşamak ister. Bu da onun hakkıdır! Rahat ve özgür bırakın! İhanet, vatan haini, bölücü, terörist veya benzeri yakıştırmalarla iktidarınızı milliyetçi,ırkçı ve şövenist duygularla soslamanıza gerek yok. İç politika malzemesi üretip ‘vatan ve millet’ bölünüyor safsatalarıyla daha ne kadar sürecek bu gangasterlik! Birazcık insan olabilmeniz yeterlidir!

Bir başka insanı,halkı veya ulusu yok sayma,saygı göster yeter. Bu gezegen de onun da yaşadığını unutma ! Tıpkı diğer 7 milyar insan gibi, ona saygı göster bunu da haklarını iade ederek gerçekleştirebilirsin!

———————————————son————————————————-
Makale: Kadim Laçin
gazeteci – Londra
info@kadimlacin.com

Posted in Ana Menu-Main Page, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan, Uluslararası Politika / İlişkiler | Tagged , , , , , | Comments Off on KÜRTLERE STATÜ VERMEK ZORUNDASIN !

DEVLETİ YÖNETENLERE AÇIK MEKTUP

Biz yurtdışında yaşayan yurttaşlar,

Can Dündar, Erdem Gül ve diğer basın-yayın çalışanları üzerinde ki baskıcı devlet terörü son bulmalı, tutuklamayı adalet ve hukuk çerçevesinde göstermek, kamuoyun dan bazı gizli ilişkilerin saklanmasının kılıfı yapılmamalıdır.

Bir süre önce Suriye’ye malzeme taşıyan MİT TIR’larının aranmasının engellenmesiyle başlayan ve kamuoyundan gizlenerek devlet sırrına dönüştürülmeye çalışılan karanlık gelişmelerin açığa çıkarılmasını istiyoruz.

O TIR’larda taşınan malzemenin ne olduğu, nereden gelip nereye, hangi gruplara gönderildiği, bu sevkiyatın ulusal ve uluslararası hukuk ihlallerine yol açıp açmadığı hususlarında doğru bilgilendirilmenin yurttaşlık hakkımız olduğunu devlet ve hükümet yetkililerine hatırlatıyoruz.

Sindirmek, susturmak ve cezalandırmak için basın çalışanlarını hapsetmek ifade ve düşünce hürriyetine aykırı olduğu gibi toplumun bilgi edinme, haber alma özgürlüğüne de darbe indirmektir. Yasakçılık diktaötörlüklerde, zulüm düzenlenlerinde ve şeffaf olmayan düzenlerde olur. Yasaklar son bulmalı. Adalet, eşitlik , özgürlük ve demokrasiye aykırı baskıcı yol ve yöntemlerle medya çalışanları iktidarın yandaşı olmaya zorlanmamalıdır.

Gazetelerin, televizyonların aslî görevi, halkın yaşamını birinci derecede ilgilendiren gelişmeler konusunda kamuoyunu bilgilendirmek, halka gerçekleri duyurmaktır. Bu temel görevi yerine getirmeye çalışan Cumhuriyet gazetesine ve gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül’e yönelen baskı ve tehditler, tutuklama, susturma, sansürleme, hapsetmek, haber alma hakkımıza açık tecavüzdür ve anayasal suçtur.

Cumhurbaşkanı’nı Anayasa güvencesi altında olan basın özgürlüğüne yönelik baskı ve tehditlere son vermeye, ayırımcılık, dıştalayan, inkar ve imha etme anlayışından vazgeçmeye, hükümetin muhalif kişi, kurum ve organizasyonlar üzerinde baskı kurma, terör estirme, ezme ve tahrip etme çalışmalarında vazgeçmeye çağırıyoruz. Suç işleyenler tutuklanıp hapse atılması gerekirken işlenen suçları basın –yayın yoluyla kamuoyuna duyuranlar tutuklanmamalıdır!

Yurtdışında yaşayan biz basın emekçileri, oyuncu, yazar, şair, sanatçı ve aydınlar olarak tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Diyarbakır Baro başkanın öldürülmesini kınıyor ve cinayet işleyen katillerin, katliam yapan kişi ve çetelerin yargılanıp cezalandırılmasını talep etmekteyiz.

30 Kasım 2015
—————————————————————————-
İmzalayanlar :
——————————————————————————
Aycan Saraçoğlu , Şair, TV sunucusu, –
Ahmet Güven, Müzisyen-Yazar
Alaettin Sinayiç, Telgraf yayın yönetmeni
Bülent Ekinci, Şair
Canan Sağar, müzisyen
Cemal Taş – Araştırmacı Yazar,
Cengiz Yılmaz, sanatçı
Dürsaliye Bedir, Gazeteci
Ercan Arslan, Ressam
Erdoğan Bayır, müzik sanatçısı
Fuat Ataş, Şair
Hamza Irkad, Müzisyen
İsmail Cem Özkan, sanatçı
Kadim Laçin, Araştırmacı Gazeteci,
Leyla Aslan, Müzisyen, Şair
Lütfü Balaban, Şair
Metin Çelebi, şair,müzisyen
Meryem Koray, sanatçı
-Molla Demirel, Sanatçı
Nijat Yumuşak , sanatçı
Nurcan Şen, Şair
-Ömer Aksoy, Şair
-Ömer Esen, Sendikacı
-Ozan Çağdaş, Sanatçı
-Remzi Tanrıverdi,Şair-Akademisyen
-Seyfettin Çeki, Müzisyen
-Yücel Özdemir, Gazeteci
-Zeynel Can, Şair

Posted in Ana Menu-Main Page, Edebiyat-Kültür-Sanat, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan, Uluslararası Politika / İlişkiler | Comments Off on DEVLETİ YÖNETENLERE AÇIK MEKTUP

YAŞARKEN BOYUN EĞMEYECEKSİN

golgem2
Türkiye de büyük bir korku var, büyük baskıyla sürdürülen bir hayat var, gerginlik, endişe ve korku ağıyla sarmalanmış ülke, darbe döneminde dahi olmayan uygulamalara maruz kaldı, devlet tarafından baskı, terör ve yıldırma politikası uygulanıyor. Twitter veya Facebook’ta ki paylaşımları, beğenisi, düşüncesi ve arkadaşlıklarından dolayı işe alınmayan, işini kaybedenler, savcılıklarca ifadeye çağrılan, gözaltına alınan ve tutuklananlar var yada bu korkularla yaşayan kocaman bir topluluk mevcut. Sol, sosyalist, muhalif kişi ve organizasyonlara ayırımcı davarnışlar had safhada..Farklı düşünen, Ezilenlerin haklarını, Kürt halkını savunan ve haksızlığa dikkat çekenler den bir kaçış var, kopuş var. İktidara muhalif kişi ve kesimlerin ekonomik darboğazı başladı. Arkadaşlarını ve akrabalarını sosyal medya da terk edenler var. ‘Bana zarar gelir’ diyerek ortak alanlara girmeme çabasındalar.. İsim vermek istemiyorum fakat bizzat benim düşüncelerimden dolayı başına bela gelmesinden korkan milletvekiline, politikacıya, gazeteciye, gerçek arkadaş ve akrabaya dahi rastladım. Oluşturulan Korku cumhuriyeti maalesef herkesi etkilemiştir, enazında ülkenin yarısını kasıp kavuruyor.

Ege de bir arkadaşım anlatmıştı, sosyal medya hesabına bakıp iş başvurumu değerlendirmişler ve red yanıtı verdiler demişti, Kayseri de bir alevi genç gidip AKP gençlik kolalrına üye olacağım çünkü 3 yıldır işsizim demişti.. Bu nasıl bir yaşam tarzı, devlet yapısı, sosyal ve siyasal bir düzen inşaa edildi ülkede?…Ayırımcılık, endişe ve gerginlik atmosferinde nasıl bir huzur ve mutluluk bekleniyor acaba? Zalimin zulüm düzeni bütün gaddarlığı, kirliliğiyle üzerimize geliyor.. Biz ‘lanetlenmişler’, biz yangında ilk yakılacaklar olarak bütün aykırılıklarımızla, inadınıza yeryüzünü aydınlatmaya, yeryüzüne adalet, eşitlik ve özgürlük getirmek için kararlıyız…mücadele edeceğiz….barut ve bombaya karşı direneceğiz..her türlü bedeli ödemeye hazırız!..Direnmek yaşamaktır.

Ama siz korkaklar hergün karanlıkta bütün benciliklerinizle debelenmeye, yamanmaya ve olanca utancınızla insanlık tarihinde yok olmaya mecbursunuz! Siz efendissiz yaşamayı red edenler gölge veya kuytuluklarda sinsice yananları izlemeye devam edeceksiniz.Her zaman iktidar yanlısı olanlar, her zaman güçlüden yana olan korkaklar, her zaman fırıldak çevirenler, her zaman yüzü kızarmaya, gözleri yere bakmaya mecburdurlar, çünkü hiç dik durmadılar, çünkü hiç göz göze gelemediler olanca sevgiyle, bencildi ve beceriksizdiler, satışa hazır birer dost görüntüsünden kurtulamadılar, çünkü hiç dost olamadılar!

İnsanlık Tarihini yazanlar bedel ödeyenlerdir, dik duranlardır, boyun eğmeyenlerdir, onurlu yaşayanlardır, direnenlerdir!..

15-11- 2015

Posted in Ana Menu-Main Page, Edebiyat-Kültür-Sanat, Ekonomi, Gezi Notları, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan, Uluslararası Politika / İlişkiler | Comments Off on YAŞARKEN BOYUN EĞMEYECEKSİN

Paris…

Paris de insan kanı akıyor bu gece,
sanki hepsi yüreğime damlıyor,
bedenimden sancısı tıpkı Ankara katliamı gibi sızlıyor
Bu gece yine yok edildik
Sallanan fakat yok olmayan kentin ortasında
uykusuz bir gece daha dayattı barbarlar,
masum ve mazlum insanı katleden
ilkel yaratıklar
hangi din, hangi inanç,
hangi ideoloji, hangi insan adına
hangi tanrı adına katledilir bu masumlar
hangi kitapta var bu soysuzluk?
Dünya da onun adına
Barış mitingleri…
Spor sahaları..
Konser salonları, bombalanıyorsa
Canlılar katlediliyorsa
Tanrı yoktur!parıs katlıamı blanco

Posted in Ana Menu-Main Page, Edebiyat-Kültür-Sanat, Şiirler, Uluslararası Politika / İlişkiler | Comments Off on Paris…

Kanatlansam bu gece…

*1*
Yüzümüz gülmez oldu,
Anma törenleri, yıldönümleri,
Ağıtlarla karalandı her anımız,
Gözyaşlarıyla sulandı koca bir hayat!
nasıl budandık, hırpalandık
bahara ve yaz gününe ulaşmak için,
ne kadar çok bombalandık
yakıldık, kılıçla kesildik, darağaçlarına çekildik,
hırpalandık, zindanlara doldururlduk
yaşamak için,
Hep ölürüz hep bedelini öderiz bütün dünyanın,
Bıktım hep yakılmaktan, budanmaktan, yok edilmekten,
Usandım dünya senden, senin aynı tekrarından,
En yakının bizdik,
bizi de ateşe attın
Haramilerin ocağına..
Ede bese…Yeter artık..Enoug is enoug..
Bildiğim bu üç dildir bir de sensin,

*2*
Kanatlansam bu gece
çıksam şimdi gökyüzüne
sonbaharın bu zifri karanlığında
parçalanmış bütün bedenlerin
o çalınmış beyinlerin ortasında
umutsuzluğun sığındığı o maviliklere
kızıl bir yıldızın bütün ısısına sığınsam
bütün ışığını toplasam yüreğime
yansımalarınla yeniden toparlanıp
isyan gezgenini mesken tutsam
ve seyre dalsam ahiri deryayı,
deviri dünyayı
bir bir görebilsem sinsi sessizliği
dümen başındaki gangaster zümreyi
senden parsel kapmak için yarışanları
izleyebilsem yerin yedi kat altını
ganimet tellalarının zafer çığlıklarını
susturabilsem ..

*3*
bir de karanlığı yırtan o maviliklere sığınıp
seyre dalsam bu gezegeni
evreni, diğer saymakla bitmeyen yıldızları
..ve sonra sonsuz, sınırsız evreni bir misafir gibi
izleyebilsem dönen devranı,
o koca ekranı
heyecanı, telaşı ve rekabeti
görebilsem o muhteşem seyranı
bir tiyatro oyunu gibi
birbirini tamamlayan,
oyuncuları ve sahneyi görebilsem
ve sonra dönüp gelebilsem tekrar
yeryüzüne..
çifte bir tanık olabilsem evrene
şahidi olsaydım bu insan denilen yaratığın vahşetine,
doğa da ki cinnetine..
dinleyen olurmuydı acaba tanıklığımı?
fazla birşey istemedim yerküre de gördüklerimi
birde gökte görmek istemiştim..
Sümerler de ki o üç tanrıyı
..yer…gök…güneş..

*4*
….
Hepsi bu hakim bey !
Cezamız doğarken belirlenmiş savcı bey !
İlk yangında,
ilk yakılacaklardanız
bunu biliyorum ey cemaati müslim..
hükmündeyiz ey iki yüzlü dünya
Yakın beni, yakın bizi..
Kurşuna dizin, zindana atın
ama and olsun ki..
Biz tanrıyı gördük,
Tanrı da bizi..
bütün korkular tanrıya bürünmüştü,
bütün güçlüler tanrıya dönüşmüştü
…ve insan koskoca bir zavallıydı doğada,
bencil ve vahşiydi,
tek başına çırpınan!

Kadim Laçin
3 Kasım 2015anne ve kız - Copy

Posted in Ana Menu-Main Page, Edebiyat-Kültür-Sanat, Şiirler, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan | Comments Off on Kanatlansam bu gece…

KORKU CUMHURİYETİ ZAFER GETİRDİ…

SALDIRILAR
Türkiye daha çok tartışacağı, yorumlar ve analizlerin yapılacağı, iddia ve spekülasyonlarin ileri sürüleceği bir parlemento seçimini daha geride bıraktı. 7 Haziran 2015 te koalisyon kurması için yetki verilen 550 kişiyi beğenmeyen 13 yıllık hükümet ve Aksaray da oturan saray sevdalısı hakı tekrar sandık başına çağırmıştı. 1 Kasım 2015 günü yenilenen seçimde herşey yenilenmiş olarak çıktı. 2002’den sonra doğan çocuklar, neredeyse bir 20 yıl karşılarında, medya da, meydanlarda ve hükümet koridorlarında dolaşan aynı kişilerin siluetini görecekler.

Şu dört konuda üzülüyorum bu akşam.

bir- Selahattin Demirtaş bu cezayı hak etmedi..yapmayacaktınız bunu. Böylesi insanlar az bulunur coğrafyamızda, sahiplenmediniz o güzel insanı.

iki- Mademki %50 verecektiniz neden 7 Haziran da vermediniz..köyler ormanlar bombalanmadan,yüzlerce insan öldürülmeden bir o adar tutuklanmadan seçseydiniz AKP’yi..

üç- Hiç kimse yenildik demedi, başarısız olduğunu beyan etmedi, hiç kimse istifa etmedi ve hiç kimse özür dilemedi..

dört- Hayallerimizin, umutlarımızın ve ütopyamızın en yetkin ellerle sisteme bağlanmasına üzülüyorum.Herşeyin Ankara da ki meclise bağlanmasının ve RTE nin yıkılmasına odaklanmasının stratejik bir yanlış olmasına üzülüyorum..

AKP’nin başarısı iktidarında değil muhalefin beceriksizliğindedir. Hiç kimse dönüp kendisine bakmıyor, istifa edip özür dilemeyi bilmiyor. 7 Haziran dan sonra hiç bir yeni politika, proje geliştiremeyen partiler zaaflarını göremediler. Selahattin Demirtaş’ın dışında güven veren hiç bir lider yoktu fakat o da seçimin yenilgisine uğradı. Kürt hareketinin İmralı adası çıkışlı ‘’ Türkiyelileşme’’ projesi tutmadı. Ortadoğu ve feodal topluluklarda özür dileme erdemi henüz gelişmedi, kendi yanlışlarını görüp özür dileme olmuyor. Bu en sıradan kişiden en ileri olduğunu düşünen en hızlı ”sosyalist’ine kadar böyledir. Burjuva kapitalizminin çok gerisinde ki derebey, despot ve diktatörlüğün hakim olduğu köylü yaşamında bağıran-çağıran-güçlü görünen kişi ve gruplara yani güce tapma vardır. Teba topluluklarında Tabu ya gıpta edilir..Halkın yüzde 70’i sağcı ve yüzde 90’nı yoksul bir ülkede AKP ler hep olacaktır. Adnan Menderesler, Demireller ,Turgut Özallar ve diğerlerinin 60 yıldır hükümet olduğu bir ülkedeyiz..

1 Kasım seçimlerinde Demirtaş’a yapılana ve yitirdiğimiz yüzlerce canımıza çok üzülüyorum. Hak etmediler!

1 Kasım da yapılan parlemeneto seçimlerinde Korkunun zaferi gerçekleşti…Son 5 ayda halka ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler..Ölüm, katliam, iç savaş, siyasi ve ekonomik belirsizlik, ne olacak bu halimiz yine en iyisi bunlardı düşüncesi, vatan bölünmesi, canlı bombalar, şehitler, beyaz Toros tehditleri, ekonomik kriz endişesi derken, Erdoğan’ın erken seçim taktiği tuttu ve 5 ay önce oyu yüzde 40.8 olan AKP, dün 49.8’i bulup tek başına iktidar oldu.

Her seçmenin ev adresini nasıl aldın ve mektup gönderiyorsun? Bunu soran yok, kişinin özel bilgilerine erişim hakkını elde etmesine karşı suç duyurusu yapan yok, herkesin kimlik numarasına ulaşıp adreslerine AKP mektupları atarak oy istediler.

Sonuçta kapı kapı geze geze, sokaklarda işyerlerinde ve evlerinde döve döve…vura vura…öldürte öldürte..katlettire katlettire..yaka yaka…çala çala..linç ede ede..kaos yarata yarata.. iş vermeye vermeye..Korku cumhuriyeti kurarak kendisini kurtarıcı yaptırdı..ve iktidara tekrar yerleşti ..Fırsatı yaratan kendisiydi, fırsatı değerlendirende.. Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı dönemi gibi, zaten en çokta onu örnek alıyor kendisine. En uzun iktidarda kalan Sultan Selim de kılıçta geçire geçire ikitdarını korumuş ve ömrünü uzatmıştı. 1515-1539 tarihleri arasında Dersim çevresinde 48 bin Aleviyi kılıçlayarak katletmişti, en yakınlarını dahi öldürüp iktidarının ömrünü uzatmıştı.

AKP 4. dönemi kazandı yani 16 yıl iktidar olacak. Büyük fırsatı yakaladı..T.C’nin 100.kuruluş yılında yani 2023 te Türk Osmanlı İslam Cumhuriyetini ilan ederek ülke Şeriatla yönetilebilecek. Beş körfez ülkesi yani Arap ve islam aleminin en zengin beş ülkesini arkasına alan RTE ortadoğu ve islam liderliğini aday olmaya yeniden başlamış oldu.

Bir milyon iki yüz bin Hafız’ın kursları bitirip imam olacağı günler yakındır, Diyanetin devleti yönetecği günler çok fazla uzak değil. Endişe ve korku cumhuriyeti ilan edenler bu planlarını alıştıra alıştıra uygulamaktadırlar. Yani AKP kadrolarının öğretmenleri Necmettin Erbakan’ın kanlı mı kansız geleceğiz, iktidarı alacağız sözü bir rüya olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü. Hem kanlı hemde kansız iktidarı aldılar.

AKP ve onun Aksaraya da oturan yasadışı lideri RTE Şaibeli ve tartışmaya açık bir seçimin galibi oldu.
54 milyon seçmenin 46 milyonu oy kullandı ve 23 milyonu AKP dedi. AKP ye yaklaşık 4.5 milyon yeni seçmen katıldı…550 kişilik meclisin 316 milletvekili alarak daha çok parmak sallama hakkı elde etmiş oldu. Tek başına hükümet olup kendisine oy vermeyen 31 milyon kişiyi de yönetme hakkı elde etti. AKP Tarihinde ki en yüksek oyu aldı..Korkukunun zaferini yakaladı…Şaibeli bir seçim, olağanüstü bir seçim ve fırsatçılığın deprem sonrası nemalandığı bir seçimin zaferinde manipülasyon var mı sizce? Oy patlaması nasıl oldu…Peki nasıl oldu bu? Bir oy hırsızlığı var mı, yokmu? Bunu ükede yaşayanlar ve onun teknsiyenleri bilir..

…evet ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler…vatanın bölünmesi yalanı,ekonomik ve siyasi krizi gözterip diktatörlüğü kabul ettirdiler..Ankara katliamından hemen sonra oylarımız arttı diyen Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında herşey Aksaray da sevk ve idare ediliyordu. Kaos tufanını gösterip rüzgara mecbur ettirdiler..aslında 13 yıldır bunu hep yapıyordu…kendisini umut gösterip karşıtlarını felaket lanse etmeyi iyi becerdiler..ne diyelim iktidarlar toplumların aynasıymış! Wilson Churchill’in ikinci dünya savaşından sonra söylediği bir sözü var onu anımsadım şimdi… ” İktidarlar, toplumların aynasıdır”… maalesef AKP Türkiye dir.

Nasıl ki dün DP, AP, ANAP’tı.. ve son 60 yıldır aynı damarın iktidarları ülkeyi idare ediyorsa, sistemi uluslararası sömürü-soygun ağına bağlıyorsa bugün de 2019 a kadar bu yetki verildi.Şimdi sermaye, iş dünyası istikrar istiyor daha fazla kazanmak, kar etmek için.Yeni AKP şimdi silahları susturacak, operasyona son verecek ve bir ekip oluşturup İmralı ya gönderip yeni bir dört yıl için avans peşinde koşabileceğini düşünüyorum. Orada yine iki Kürdü görüştürüp müzakere nağmelerine başlayabilir.

Bu yılki bu seçimler de ilk defa hayatımda oy kullandım, ezilenlerin buluşmasına katkı sunmaya çalıştım, ama bu akşam üzülmedim diyemem.

Üzülüyorum derken ağlamaya başlayıp dizlerimi dövmüyorum. Hayat devam ediyor, herşeyin sonu değildir. Biz öyle kısa koşucu değiliz, uzun yolun maratoncusuyuz…dünya yı değiştirme mücadelelsine devam..Başka bir dünya mümkündür..Umut var, biraz büyümesi lazım!

Kadim Laçin
1 Kasım 2015 akşamı

Posted in Ana Menu-Main Page, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan | Comments Off on KORKU CUMHURİYETİ ZAFER GETİRDİ…

SERKİZ’İN ÇOCUKLARI…

SERKİS’İN ÇOCUKLARI…dilek dogan tabut1

Bu ülkede tabiri faili meçhule çıkmış, son 35 yılda işlenmiş cinayetlerle 17100 insan katledildi. Yine aynı dönemde 54 bin insan Kürt savaşında yaşamını yitirdi. Bunlar bilinen resmi rakamlar ya bir de bilinmeyen faili belli yargısız infazlar var. Polis,asker, korucu veya devletin güvenlik kuvvetlerince evde, işyerinde, okulda,sokakta veya görevdeyken infaz edilenlerin sayısı. 18 Ekim 2015 de İstanbul’un göbeğinde ve evinin kapısında polis kurşunlarıyla infaz edilen 24 yaşında ki Dilek kaçıncı kayıbımızdı? Kaç Dilek Doğan yargısız infazlarda can verdi? Ve biliyoruzki Dilek ne ilk ne de sondu bu katliam zincirinde… zulümle ayakta tuttukları sistemleri varoldukça zalimlikleri de var olacaktır. Dilek bugün Serkizçayırı’nda sonsuzluğa uğurlandı.

Henüz lise öğrencisi bir genç iken her yıl 8-9 Haziran da Serkisçayır köyüne giderek Mehmet Ali Özpolat’ı mezarı başında anardık. Yurtsever Devrimci Gençlik olarak 12 Eylül 1980 darbesine kadar birkaç yıl bu ziyareti tekrarlamıştık. Darbecilerden sonra bu rituel sona ermişti. Özpolat’ın mezarını yıkar, süpürür, temizler ve çiçekler koyar 20-25 km uzaklıkta ki ilçemize Afşin’e tekrar dönerdik. Babası Şıho amcayı mutlaka ziyaret eder, köylü Mahmut ve Özpolat, Özdemir, Doğan ailelerine uğrardık. Şıho amca bize oğlumsunuz,siz birer Mehmet Ali’sininz derdi..Farklı inanç, ulus, renk, cins veya coğrafi ayırımları bilmezdik. Tek hedefimiz vardı o da insanlığın ütopyasıydı, sosyalizm! Sepetli motorsikletiyle bize ön ayak olan terzi Hasan’ımızı da maalesef bu yıl kaybettik…İlçemiz deki yangın yürekli o yoldaş grubu..Arıtaş’ın o devrimci gençliği ve Serkis’in yiğit insanları bizi hiç yalnız bırakmazlardı. Mert, cesur ve yiğit bir köy olarak hafızalarımıza yerleşmişti. Devrimci mücadele de her zaman destek sunan bir köy ve köylülerdi. Hala da öyledir. Daha sonraları ise devlet’ten kaçan, zindanlara teslim olmak istemeyen devrimcilerin sığınağına dönüşmüştü o köy. Köyün ismini bölgede herkes Serkisçayır olarak bilirdi. Ermenice de Gökkuşağı anlamına gelen Serkis’e Kürtler ve çevre halkı Serkiz demeyi uygun bulmuştu. İşte bugün Serkiz’in çocukları, yani Gökuşağı çayırının çocuları ütopyamız için bedel ödediler. 1915 öncesinde bir Ermeni yaylasıydı,muhtemelen yazın yaylaya çıkanlarca Serkisçayır ismi uygun bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyet’ı kurulduktan sonra ise köyün ismi Türkçayır’I olarak değiştirilir. Köye yerleşenler ise Malatya’dan gelen Alevi inançlı Kürtlerdi. Devlet ‘bir taşla iki kuş vurmuş’tu. Ermeniye ait isim yok edilir, yeni yerleşimci kürt köyüne Türkçayır ismi veriliyordu. Kendisinden olmayan bir başka inanç ve aidiyetin asimilasyonu, inkar ve imhası buradan başlatılmıştı zaten.

Tarih 8-9 Haziran 1976, yer Antep’in yoksul Düztepe mahallesinde 24 saat süren direniş, Kızıldere’yi anımsatıyordu. 1000 e yakın polis ve asker, tank ve tüfeklerle kerpiç duvarlı evin etrafını sardılar, silahlar susmadı 24 saat boyunca, içerde iki kararlı genç zulme teslim olmak istemiyordu. Henüz 24 yaşlarında ki Mehmet Ali Özpolat ve İlhan Emre’den teslimiyet yok direniş var sloganları. Serkizçayır’ın yiğidi Mehmet Ali teslim olmadı direndi, sonu ölümde olsa inancı ve uğruna ölebileceği bir davası vardı. 1968 kuşağının devrimci başkaldırısını 12 mart askeri darbesiyle bastırmaya çalışanlara karşı özgürlük isyanın ateşi yakılmaya çalışıldı Düztepe’nin yoksul semtinde. Direnerek can verenlerin hiç bir suçları yoktu, karıncayı dahi incitmemişlerdi ama egemenlerin korkusu kabusa dönüşmüş ve ezilenler adına yeni bir dünya kurmak isteyenler düşman ilan edilmişlerdi.

O gün,Antep zırhlı Tugayını Düztepe mahallesinde ki bir evde bulunan 24 yaşlarında ki iki gencin üzerine salan devlet ile 18 Ekim 2015 de ailesiyle İstanbul Armutlu da evinde oturan 24 yaşında ki Dilek Doğan’ın evine giren silahlı polisler aynıydı, aynı devletti. Hedefleri aynıydı ‘’ Solcuyu, Komünisti, Aleviyi ve Kürdü öldürmek’’ sevap sayılıyordu. Kutsal vatan görevleri arasındaydı. Hem dinsel hemde vatansal görevdi ve bunların katli vacipti. Ötekileştirme devam ediyor. 39 yıl arada geçmişti, devlet değişmedi sadece yönetenleri değişmişti. O gün Süleyman Demirel’in yönetiminde ki Milliyetçi cephe devletini bugün Tayyip Erdoğan yönetiminde ki AKP yönetiyordu. İki sağcı, iki ırkçı, iki adaletsizin özgürlüklere düşmanlığına bezenmiş liderliği. Vuranlar, vurduranlar aynıydı. Katledilenler de aynıydı!

..ve Dilek.. tarih 18 Ekim 2015, yer İstanbul’un yoksul mahallerinden birisi, yani boğazın üzerinde Sarıyer ilçesinin küçük Armutlu mahallesinde. Polis ev araması, yakalama, operasyon taramasında Dilek’i vurdular. katlettiler, yargısız infaz ettiler ve kaç gün geçti hiç bir soruşturma yok vuran polisler hala görevdedir.Çünkü devletin bekası için vurmuşlardı, gece yarısı gidip Dilek hakkında ”Şüpheli, terör ilintilisi” gibi bir derin devlet raporuda tutup kendilerini aklamaya başlamışlardı bu katiller. İktidar da ki AKP ve onun yasadışı lideri Tayyip Erdoğan isimli cumhur-u reisi tam bir haftadır medya üzerinde Ankara katliamını karartmaya çalışıyordu. Algı operasyonuna çıkmıştı, yanıltma ve hedefi şaşırtma fetvalarıyla tebasını ikna etmeye çalışıyordu. Yani bir yandan Ankara katliamının faillerini saklamaya, gizlemeye çalışırken diğer yanda katliama kılıf ve fail hazırlama çabasındaydı. İslam adına yaratıp, büyütüp, besledikleri o karanlık örgüt, şeriatçı katiller çetesi 10 Ekim 2015 günü Ankara’yı kana bulamıştı. Devletin ve emniyetin bilgisi dahilinde yapılan bir katliamla karşı karşıyaydık. Barış bombalandı. Sendika ve meslek örgütlerinin organize ettiği Barış yürüyüşüne bombalı intihar saldırısı düzenleyerek, 102 canımızı katletmiş ve 600 kişiyi yaralamışlardı. Katiller belli, azmettirenlerde..Ancak devleti yöneten iktidar katliamı bir sol örgüte veya kürt ulusal hareketine nasıl mal edebilirim hesapları yapıyordu. Emniyet birimleri, isithbarat ve ordu birlikleriyle operasyonlar yapıp katliamın arkasında sol bir örgüt veya kürt hareketini bulup bombalamayı yıkamazmıydım? Diye her yolu deniyordu… Dilek Doğan’ları terörist olarak lanse etmeye kadar planları vardı. Ev, mahalle, sokak,meydan, işyeri, belediye veya dağbaşlarında suçlu olmasını istediği örgüt üyeleri arıyordu. 7 Haziran seçiminde ki yenilgiyi kabullenmeyerek yeni bir seçimle 1 Kasım da tekrar tek başına hükümet olmak için bütün kirli oyunlar oynanıyordu ülkenin üzerinde…Yüzlerce insan hayatını kaybetti bu dört aylık dönemde, ülke iç savaşın içerisine sokuldu. Tahrip etmeden iktidarı bırakma niyetleri yoktu.

21. yüzyılda hala inançları, kimlikleri, renkleri veya düşüncelerinden dolayı insanlar katlediliyordu..Bu insanlık utancı sürüp giderken yine istanbul’un göbeğinde, Avcılar da sahnede kürtçe türkü söylediği için sanatçı katlediliyordu. İstanbul Avcılar’da bir barda sahne alan ve 3 çocuk babası olan Selim Serhed, Brina Barış isimli şarkısı ve yaptığı kürtçe albümlerle tanınıyordu. Kürdstan da sokağa çıkma yasağı, günlerce ve haftalarca haber alınamayan köyler ve kentlerde katliamlar gerçekleşiyordu. Kürt olduğu için sokakta, işyerinde ve mahallede linç edilenler vardı.Evleri ve işyerleri ateşe verilenler vardı bu coğrafya da. Sessizlik, suskunluk ve tabu’ya teba olmaya hukuk,demokrasi, hürriyet ismi verilmiş! Zalimin zulmüne sessizlik hangi hukuka sığar, hangi insan topluluklarında vardır?

Dilek Doğan katledildi, devlet sessiz, devlet adına yargılamayı üstlenen hukuk suskun, savcılar hükümetten talimat bekliyor, ülkeyi kan gölüne çeviren sarayın sevdalı zalimi kendi mezhebinden, ırkından, inancından yada kendisine biat etmeyenleri insan görmemeye devam ediyor. Ayrıştıran, bölen, yok sayan, inkar ve imha eden konuşma ve kararları uygulanıyor.

Bir insan devletin polisi tarafından evinin içerisinde silahla vurulup katlediliyor ve sen hala şüpheyle bakıyorsun. Düztepe ye şüpheyle baktığın gibi, Kızıldere, Ankara veya diğer katliamlara baktığın gibi..

Aradan tam 39 yıl geçmişti ve bu kez İstanbul da yaşayan Serkisçayır’lı bir eve silahları, postalları ve bütün nezaketsizliğiyle dalış yaparken 24 yaşında ki fabrika emekçisi Dilek Doğan müdahale ediyordu. Ayakabbılarınız evimizi kirletiyor diye polise uyarı yapıyor, iki dakika içerisinde göğsünde polis kurşunuyla susturuluyordu. Dilek devrimci bir gençti, aileside ve bunu poliste biliyordu. Dilek, Bir hafta hastanede yaşam kavgasına yenilen Dilek aynı devletin aynı kurşunlarıyla katledilmişti…bilerek katledilmişti..ve şimdi 39 yıl sonra Antep Düztepe de katledilen Mehmet Ali’nin yanına gömüldü. Onu yalnız bırakmadı. Serkis’in çocukları direniş mahallerinde bedel ödeyerek el ele tutuşurlar o küçük köyün mezarlığında. Destanlar aynı, ağıtlar da, hem Türkçe hemde Kürtçe Serkis deresine akan gözyaşlarında buluştular.Şimdi o dağlar da kuşlar da sessizliğe büründü, zalimin zulmüne karşı öfkeli yüreklere yeni katılımcılarla isyanın adı yeni bir dünya kurmak için bütün zalimlerin zulmüne son verilecek yarınlar için birleşme zamanı düdüğü çaldı.

Elbette yıkılacak, elbette bu devran böyle sürmeyecek. Hiç bir zulüm düzeni, hiç bir diktatörlük ebedi olmadı insanlık tarihinde.

Bu zulüm de biter, bu acılar da susar , bu Dilek’ler de ölümsüzleşir yeryüzünün serkis yerinde!

Kadim Laçin
info@kadimlacin.com
27 Ekim 2015

Posted in Ana Menu-Main Page, Tarih, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan | Comments Off on SERKİZ’İN ÇOCUKLARI…

İsmet Yüce: KÜRDİSTAN’DA ENERJİ KAYNAKLARI; KADİM LAÇİN

Rızgari.com ve diğer bazı medya da yayımlanan, Gazeteci İsmet Yüce’nin değerlendirmesini yayımlıyoruz:
*****

Araştırmacı Kadim Laçin’in Kürdistan üzerine yapılan ikinci araştırması. Birçok konuda araştırma ve makelesi olan araştırmacı gazeteci olma özelliğini en iyi bu eserinde sergiliyor. Daha önceki araştırmasında, Koçgiri Direnişi üzerine kapsamlı bir çalışma yapmıştı. Araştırlması uzun zaman alan 2012 de oluşan çalışma, ancak 2015 in başlarında basıma veriliyor. Okuyucu ile yeni yılın yarısında buluşabiliyor. Birinci baskısı Kibele Yayınları tarafından çıkarılan kitap, 230 sayfa. Kitap yeni modern Kütdistan’ın ‘yaratıcı kahramlarına’ özgün bir tarzda adanıyor. ‘Yakın zamana kadar yani henüz buzullarla yaşarken, Basra Körfezinin dalgalarının Kürdistan dağlarının eteklerine vurduğu söylenir’ şiirselliği ile tanımlanan Kürdistan çoğrafyasının ayrıntılı bir tanımlaması bulunuyor.

Kürt tarihinde bir ilk olma iddiası ile yola çıkan araştırma: ’Yoksul Halkın Zenginlikleri’, altbaşlığını taşıyor. ’Kürtler, binlerce yıldır bu çoğrafyanın yerli halkı. Enerji kaynakları, topraklarını parçalayan her dört devletin de beslendiği devasa yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle çevrili… Kendisinde başka herkezin kazanç sağladığı yeralti ve yerüstü kaynakları’ belirlemesi bölgenin değerini ve eknomik,sosyal altyapısının zemini işaret ediyor.
Kürdistan ın tarihi zenginlikleri ve sömürgecilerin tarfından talan milli kaynakların talanı derinliğine istatistiklere dayalı olarak temellendirilyor.Kürdistan birliği ve dünya üzerinde, Orta Doğu ya tarihi ve demokratik katkısını anlatıyor. Enerji kaynak ve kullanımı, çevreye etkisi, ekonomik ve bölgesel denge unsuru olaması etkili olarak anlatılmış. Fotoğraf ve belgeler ile güçlendirilmiş bir araştırma ile karşı karşıyayız.

Uluslararası dev şirketlerin Güney Kürdistan da nasıl petrole dayalı bir zenginlik ve sömürü oluşturduğu irdeleniyor. Kürdistanın parçalanıp sömürgeleştirilerek talan edilmesi ve tarihi üzerine kısa ve öz bilgiler veriliyor. Tarihin yaratıldığı yerin kalbi, Kürdistan ‘Bereketli Hilal’ olarak tanımlanan bölgenin merkezi. Küresel kapitalizm için keşfedilmemiş bir hediye olan Kürdistan petrolü ve enerji kaynaklarını anlatmak için, ‘Sınırsız petrol kaynaklarının son sınırı Kürdistan’ tanımı kullanılmış. Tanım araştırma çerçevesinde tamda yerli yerine oturuyor.

Tarihi ve kültürel bilgilerle donatılmış olan kitap konuya fazla yakın olmayanlara etkili bir bilgi zemini sunuyor. Buradan yeni bir araştırma soruları ortaya çıkıyor. Buda Kürdistan bilgisinin tamamlanması altyapısını oluşturabilir. ‘Kürtler, Araplardan sonra İslam’ı ilk ve gönüllü kabul eden halklardandır’, ilk bölge petrolü 1902 yılında ihraç edilmiştir. İrak’ta ilk işci grevi Kürdistanda ve petrol çalışanlarınca yapıldığı, Kürdistanda petrolün ilk defa Kerkük’te çıkartıldığı gibi, bilgilerde kitapda yer alıyor. Bilgileri bunun örneklerinden sadece bazılarını oluşturmaktadır.

‘Asıl kayanğın 150 milyar varil petrol ile gelir birçok ülkenin yıllık bütçesinden daha büyüktür. Bağımsız bir Kürdistan ın tek bir devletinin olduğu düşünüldüğünde bu olağanüstü zenginliklerle dünyanın ilk beş zengin devleti arasında olabilecekti.’ ‘Dünyanın en kaliteli ve düşük maliyetli enerji kaynakları Kürdistan’da bulunmaktadır, ancak dünyanın en yoksul halkı da. Kürt halkının nerdeyse yüzde 70’i yoksulukla boğuşuyor, yoksulluk sınırında yaşam sürdürüyor.’ Bilgi ve belgeleri bir Kürt birliğinin bölge ve Kürt Milleti için nasıl olumlu sonuçlar verçeğinin açık yorumunu oluşturmaktadır.

Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahipliği ve tarihin oluştuğu yer olması bakımından : ’Kürdistan platformuna bu nedenle Bereketli Hilal ismi verilir. Bereketli Hilal denilen bu kalıntı nerdedyse tüm petrol ve gaz yataklarının sınırında, yani ovaları dağlık alanlardan ayıran bir noktadadır.’ Sermayenin ve sömürgecilerin Kürdistan’a ve Orta Doğu’ya, yaklaşım ve planları da bölgenin bu karekterlerinden dolayı olmaktadır.
Yine, ‘1914-1923 Kürdistan için paramparça edilişin on yılıdır. Kürt sorunu son çeyrek asrın en can alıcı sorunudur, Kürt sorununu dört parçadaki Kürtlerin ulusal toprak sorunu olarak görmeyen Kürt ulusal hareketlerinin de, Kürdistan hayalini de eretelemeye devam eder. Günlük politikaların kurbanı olarak azami hedeflerden uzak tutar.’ Kürdistanın bağımsızlığı için yapılan direnişlerin başarızlılığı: Direnişlerin geniş alanlara yayılamaması ve yoksulluk olrak öngörülüyor. ‘Bütün bunlardan da öte Kürt halkının tutumu ve mücadelesi Kürdistan enerji kaynaklarının geleceğini belirleyecektir.’ Politik isabetli yorum ve değerlendirmesi, açılımlı değerlendirmelere bir örnek oluşturmaktadır. ’Bölgenin en ilerici, demokrat ve devrimci tutumunu alan halkı oluverdiler. Eşitlik, Adalet ve Özgürlük için ayağa kalkarak başka halklara da umut oldular.Bu yasaklı ülke bugün petrolde dünyanın beşinci-altıncı büyük rezervine sahiptir. Eğer 150 milyar varil petrol ve 20 trilyon metreküp gaz tahminleri onaylanmış rezerve dönüşürse bu Kürtlerin dünyanın üçüncü sırasına oturmasını sağlar. Kürdistan’ın her beş parçadaki petrol ve enerji kaynakları toplandığında ise ikinci sıraya yükselmesi gerekmektedir. 21.yüzyılda Kürtler Ortadoğu’da sadece istikrarın değil enerji kaynaklarının da anahtarına sahip oldular. Ödenen bunca bedel ve direnişten sonra Kürt halkından ve temsilcilerinden habersiz veya onun onayı alınmadan bölgede yeni bir dizayn yapma çabasının sonuçsuz kalacağını artık herkez bilmelidir.’ Alıntısında görülen değerlendirme, araştırmanın ana fikrini olşturmaktadır.

Kürdistanın bağımsız bir ulus olduğu varsayıldığında 2020 de kişi başına düşen ulusal gelir, Türkiye’yi de aşıp bölgenin en yüksek düzeyini yakalayacağı tahmin edilmektedir. ’Mesud Barzani’nin uluslararası büyük şirketlerle anlaşmlar yapması Bağımsız Kürdistan yollarını açtığı, bu politik ve ticari ilşkilerin Bağımsız Kürdistan ın diğer parçalarınıda kapsayacağı düşünülmektedir. Kürdistanın diğer parçalarında da petrolün büyük bir kısmı Kürt bölgelerinde çıkarılmaktadır. İşgalcilerin enerji ihtiyaçları ve ekonomik gelirleri yine işgal altında tuttukları Kürdistan topraklarından gelmektedir.

Politik değerlendirme ve yorumların bir araştırma kitabına konmaması gerekler var. Örgütler değerlendirmesi ve bölgeler-parçalar arası siyasi ilişkiler gibi. Hele bu yer Kürdistan olunca değerlendirme ve yorumlara daha da dikkat edilmesi gerekmektedir. Kitabın, Kürdistan iç politikları ve ilişkileri değerlendirmeleri zayıf, niyete bağlı bireysel youmlar, bu gibi araştırmaların güçünü düşürdüğü gibi, yorumlarda da sıkıntı yaratır. Yetersiz bilgi ve kaynaktan dolayı, sınırlı değerlendirme, bireysel ve eksik sonuç oluşturuyor. Böyle oluncada Kürdistana bütünlüklü bakılamıyor. Politik ve bölgesel değerlendirmelerde kaçınılsaydı daha etkili olurdu.

İsmet Yüce
Ağustos 2015

http://www.rizgari.com/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=2895

Posted in Ana Menu-Main Page, Kitap, Toplum, Türkiye- Ortadoğu- Kürdistan, Uluslararası Politika / İlişkiler | Tagged , , , , , , , , , | Comments Off on İsmet Yüce: KÜRDİSTAN’DA ENERJİ KAYNAKLARI; KADİM LAÇİN